Cumartesi Şiirleri

+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci ... 23
Erkeklere Özel ve Asker Ocağı Bölümünden Cumartesi Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 25
    alicanavar
    Özel Üye
    Reklam

    --->: Cumartesi Şiirleri

    Reklam




    Amerika'nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis'in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis'in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis'le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis'e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.
    Bu iki cümle, Jarvis'i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis'in annesine olan sevgisini azaltmadı.
    Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.

    Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis'in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :

    — Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.

    Arkadaşları Jarvis'in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
    Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği'nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.

    Bu günün anlam ve önemi hepimizi yakından mutlaka ilgilendirmekte. Hangi yaşta olursak olalım, hangi mesleğe sahip olursak olalım, ister zengin ister fakir olalım sonuçta hepimizin en değer verdiği annelerimizin bu günde elini öpelim gönlünü alalım.
    Onlara pahalı hediyeler almaya bile gerek yok...
    En içten gelen duygularımızla anneciğim seni çok seviyorum demek onlar için en güzel hediyedir aslında.
    Hepimizin anneler günü kutlu olsun.

    ANACIĞIM

    —Anneme ve bütün annelere—


    Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
    Kaç geceler bana ninni söylerdi
    Hasta olunca oydu başucumda bekleyen
    Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen
    Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.

    Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
    Uzun kış geceleri masal masaldı
    Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar
    Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar
    Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.

    Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
    Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı
    Akşam biraz geciksem yollara düşerdi
    Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.
    Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.

    Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
    Bilirim yine kalbinde yerim anacığım
    Selam sana Anneler Günü İstanbul’dan
    Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan
    Vefalı ellerinden öperim anacığım.

    Ümit Yaşar Oğuzcan




    Yudumla --->: Cumartesi Şiirleri Hakkında Konu

  2. 26
    alicanavar
    Özel Üye
    Aile toplumun en küçük yapı taşını oluşturur. Ailedeki sıkıntılar topluma , toplumdaki sıkıntılar aileye yansır . Sağlıklı toplumu , sağlıklı aileler oluşturur. Ailenin sosyokültürel durumu , toplumun sosyokültürel durumunu belirler.Toplum ve aile sürekli iyi veya kötü etklileşim içerisindedir.
    Aile toplum etkileşimi sağlıklı olmaz ise ailede ve toplumda bazı sıkıntılar oluşabilir. Aile, içinde bulunduğu toplumun durumuna göre şekillenir. Toplumun ve ailenin yapısına etki eden bir diğer noktada devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel imkanlardır. Bu imkanların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntıların oluşmasının önüne geçilmiş olur. Devletin sunduğu imkanların yetersizliği veya toplumdaki sosyoekonomik ve sosyokültürel sıkıntılar toplum ile beraber aileyi de etkileyecektir.
    İşte içinde bulunduğumuz bu haftanın "dünya aile haftası" olması nedeniyle şiirimizin konusuda aile olmuştur.
    Aile ve Toplum
    Aile toplumun temel direği,
    Sevgi varsa yakın eder ırağı.
    Sevgiyle doludur insan yüreği,
    Aile bağını kırma kardeşim.

    Gönül sevgi dolsun yakın cerağı,
    Sevgiyle durmasın kalbin direği.
    Ailedir milletimin ana direği,
    Milletin temelin yıkma kardeşim.

    Ana, baba bir de çocuk oymağı,
    Ailem toplumun sütlü kaymağı.
    Faydısını bitiremem saymağı,
    Bilmiyorsun gölge etme kardeşim.

    Türk toplumu aileler yumağı,
    Arı kovanına sokma çomağı.
    Aklı olmayanın durur dimağı,
    Toplum birliğini bozma kardeşim.

    Aşık İnce anlatayım tuzağı,
    Bozulsa aile kalmaz direği.
    Sütten yoğurt çıkar, beyaz küleği,
    Ak süte zehiri katma kardeşim.

    Sabit İnce
    12.10.1994 Kayseri


  3. 27
    alicanavar
    Özel Üye
    Dünya Çiftçiler Günü hakkında genel bilgi
    14 Mayıs 1946 Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyon'unun kuru­luş tarihidir. Bu kuruluşun kısa adı İFAB’ tır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği bu kuruluşun üyesidir.
    Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu'nun kuruluş günü olan 14 Mayıs yalnız bizde değil kuruluşa üye bütün ülkelerde Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlanmaktadır.
    Çiftçi, geçimini toprağı ekerek sağlayan kimsedir.
    Dünya Çiftçiler Günü’nde radyo ve televizyonda çiftçinin sorunları dile getirilir. Bu konuda açık oturumlar düzenlenir. Hazırlanan özel prog­ramlarda, tarımda verimlilik konusu üzerinde durulur. Sulama, gübreleme, ilaçlama konusunda aydınlatıcı bilgiler verilir. Toprağın daha iyi işlenebil­mesi için ekim, dikim, bakım ve hasat işlerini yapmakta kullanılan alet ve makinalar tanıtılır. Yine Dünya Çiftçiler Günü’nde çok güç şartlar altında çalışan çiftçilerin ekonomimize katkıları anlatılır.
    Dünya Çiftçiler Günü okullarda da kutlanır. Beslenmemiz için gerekli tarım ürünleri üreten çiftçilerimizin bağ, bahçe ve tarlada nasıl zor şartlar altında çalıştıkları açıklanır.

    Giyeceklerimizin ham, maddesi olan pamuğun, ipeğin, yünün üretilmesinde çiftçilerimizin çalışmaları anlatılır. Sınıflarda tarım ürünleri koleksiyonu yapılır. Çiftçilerle ilgili şiirler okunur. Okul gazetesine Dünya Çiftçiler Günü'nün anlam ve önemini açıklayan yazılar hazırlanır. Gazete ve dergilerde yayınlanan yazılar kesilerek değerlendirilir.
    Nüfusumuzun büyük çoğunluğu köylerde çiftçilik yapar. Çiftçiler her mevsimde çalışırlar. Bu çalışmalarının sonucu olarak sofralarımızın ekmeğini, meyvesini, sebzesini üretirler. Yaşamımızı çiftçilerimizin ürettiklerini yiyerek sürdürürüz. Güç şartlar altında çalışan, yorulan çiftçilerimize saygılı olmalıyız. Yiyeceklerimizin her birinde çiftçilerimizin alın teri ve göz nuru olduğunu unutmamalıyız.

    Dünya Çiftçiler Günü'nde öğrendiklerimizi unutmayalım. Beslenmemizi sağlamak için her mevsim gece gündüz, yaz kış demeden çalışan çiftçilerimize saygılı olalım. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün çiftçilerimiz hakkındaki vecizesiyle şiirimize geçelim.
    "Köylü milletin efendisidir."



    Bizim Çiftçimiz
    Yeni doğan güneşle başlayan pamuk işçileri
    Zorluklara karşı boyun eğmeden çalışıyorlar
    Haber bekleyen bir ana kaçıyor tükenmişliklere
    Sadece beklentileri var, kahpe dünyadan
    Terli alınlar siliniyor cepteki işlemeli mendille
    Toprak, ter damlacıklarıyla bereketli
    Toprak, sızlayan yufka yürekle yeşil
    Toprak, titreyen nasırlı ellerle karışık
    Bir anamız var yorgunluğunu gideriyor
    Kaan Turhan



  4. 28
    alicanavar
    Özel Üye
    "Vatanımız beni kurtarınız, beni kucaklayınız, aman beni terk etmeyiniz"

    Bu sözlerin sahibi her 15 Mayıs'ta olduğu gibi bu günde gururla andığımız bir insandır... Hasan Tahsin'dir... Ama Hasan Tahsin sadece bunları mı söylemiştir?
    Asıl adı Osman Nevres olan Hasan Tahsin, Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde siyasal bilimler eğitimi aldığı yıllarda Fransız Devrimi'nden etkilenmiştir. Romanya'yı Osmanlı'ya karşı kışkırtan İngiliz Buxton kardeşlere suikast düzenlemek üzere 'Gazeteci Hasan Tahsin' adını alan Osman Nevres Teşkilatı Mahsusa'nın verdiği bu görevde başarılı olamaz ve tutuklanıp hapse atılır. Almanya'nın Romanya'yı Birinci Dünya Savaşı'nda işgal etmesiyle özgürlüğüne kavuşup İstanbul'a döner. Ancak iktidardaki bir grup İttihatçı kendisinden rahatsızdır. Çünkü adını aldığı Hasan Tahsin aslında İttihat ve Terakki'nin öldürdüğü bir gazetecinin adıdır.
    Talat Paşa ona 'son derece parlak' ticari olanaklar sağlar ve İzmir'e gönderir.
    Sunay Akın zaman zaman sorar sahne şovlarında veya kitaplarında: 'Bağımsızlık için emperyalizme ilk kurşunun bir gazeteci tarafından sıkıldığı ilkokul sıralarından itibaren öğretilir ama Hasan Tahsin'in bir tek yazısı olsun neden okutulmaz?' Meslektaşımız haksız mı?
    Hasan Tahsin'i sadece elindeki tabanca ile değerlendirmek, onun özgürlükçü düşüncelerini görmezden gelmek ne kadar da yanlıştır. İzmir Gazeteciler Cemiyeti mutlaka bir 'Hasan Tahsin' kitabı yayımlamalı ve onun aydınlık düşüncelerini geniş kitleler ile paylaşmalıdır. Hasan Tahsin'in aydınlık düşüncelerine bugün de gereksinimiz olduğunu düşünenlerdenim.
    Yukardaki cümleler alıntı olup bana ait değildir.
    *********************************************
    Kurtuluş meşalesini yakan ölümsüz kahramanlarımızdan birisi olan Hasan Tahsin'i rahmetle anıyoruz.
    Ruhun şad olsun aziz şehit.

    İlk Kurşun ve Hasan Tahsin ( Kurtuluş Destanı)

    Tarih tarihin yeniden yazıldığı gün
    Ne güzel
    Bir İzmir güneşiydi,
    15 Mayıs 1919 Bahar yeni gelmişti.
    Arkasından Efzun alayı korkak ve sinsi
    Koca gemileriyle dayanmıştı Anadolu’nun bağrına,
    İskelede patavatsızca Yunan düveli
    Alkışlanıyordu, hayâsızca, binlerce sütü bozukça,

    Bu güzel güne büyük bir karanlık çökmüştü,
    Namahrem eli uzanıyordu hoyratça,
    Hukuk –ı Beşer’e sığar mıydı?
    Dayanabilirmiydi! İnsan gibi insan
    Hele hele Hasan Tahsin gibi bir insan,,

    Tek başına idi belki biliyordu,
    Yoktu yanında yöresinde kimsesi olsun
    Kestirmişti gözüne bir kere
    Önce alayın sancaktarı teğmeni, indirdi yere
    Sonra Allah ne verdiyse ….


    Kolaymıydı dağıtmıştı koskoca alayı,
    Neye uğradığını anlayamamışlardı önce
    Sora kıyamet gibi kurşun yağdırdılar
    Tek bir insanın üzerine
    Mahşer gibi, amansızca

    Vurulup yatıyordu sere serpe
    Yüzünde tatlı bir tebessüm
    Her bir yerinde kandan açmış güller
    Tek başına çaktığı kıvılcım
    Yakmıştı Anadolu ateşini

    O’nun bu vatan için attığı ilk kurşunu değildi
    Adı da Hasan Tahsin değildi belki
    Ama Kurtuluş Savaşının ilk kurşunu
    Kalem tutan elden çıkmıştı
    O eller öpülmez miydi?

    23.03.1998
    Haydar ALP

  5. 29
    alicanavar
    Özel Üye
    Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 20 Eylül 1993 tarih ve 47/231 sayılı kararı ile 15 Mayıs’ı Uluslararası Aile Günü olarak ilan etmiş ve 1994 yılından başlamak üzere her yılın 15 Mayıs tarihinin Aile Günü olarak kullanılacağını, kutlamanın Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde olduğu gibi, dünyadaki tüm ülkelerde de yaygınlaşacağı umudunda olduğunu belirtmiştir. 15 Mayıs’ın Uluslararası Aile Günü ilan edilmesinin temelinde; toplumun tüm kesimlerinin aile konusundaki farkındalığının artırılması, aileleri destekleyici faaliyetlerinin teşvik edilmesi, ailelerin toplumsal sorumluluklarını yerine getirebilmesine yardım edilmesi ile ailelere yönelik mümkün olan tüm korumaların ve yardımların sağlanması yatmaktadır. Uluslararası Aile Yılı olması nedeniyle birincisi 15 Mayıs 1994 tarihinde gerçekleştirilen Aile Günü, Aile Yılı’nın “Aile; değişen bir dünyada kaynaklar ve sorumluluklar” ve “Aile: Toplumun kalbindeki en küçük demokrasi birimi” şeklinde belirlediği temalar çerçevesinde kutlanmıştır.

    1995 yılının Birleşmiş Milletlerce Hoşgörü Yılı olarak ilan edilmesi nedeniyle, o yıl Aile Günü’nün teması “Hoşgörü Ailede Başlar” şeklinde belirlenmiştir. Uluslararası Aile Günü, toplumun temel birimi olan aileye ilişkin konulara kamuoyunun dikkatini çekmeyi ve bu yöndeki eylemleri öne çıkarmayı hedeflemektedir. O tarihten itibaren her 15 Mayıs’ın Aile Günü olarak kutlanması, evrensel bir nitelik kazanması ve günümüz ailesinin gereksinimlerinin, güçlerinin, sorunlarının ve işlevlerinin daha iyi anlaşılması yönünde çalışmalalar yürütülmektedir.

    *****************************************

    Bizde bugünün aile günü olması nedeniyle şiirimizide bu konuda seçmeyi uygun bulduk.

    AİLE Birliği...(Gönül pınarı)

    Eğitimli Aile, Cennet'i tesis eder,
    Yarınlardır Aile, gayret, güzel eker,
    Yıkılmasın Aile,akibet olur heder,
    Sevmez ise Aile, bu mücadele seker.

    Koşmalıdır Aile, mutlulukları, ekte,
    Başarmalı Aile, görülmemeli sekte,
    Öncü olur Aile, yürümelidir ilkte,
    Çirkefi it; Aile, haydi kaldır, at, silkte.

    Tertemiz ol Aile, kazanmalısın onur,
    Kazanınca Aile,başlar üstüne konur,
    Güzel örnek Aile, yaşatır bize gurur,
    Göze giren Aile, başköşemizde durur.

    Gönüldeki Aile; seviyor seni, yüce,
    Ulaşacak Aile,erişilemez güce,
    El eledir Aile, öğretir hergün hece,
    Çıkar güne Aile, kayboluverir gece.

    Sabretmeli Aile, görmüşse eğer acı,
    Acını göm Aile,gururla yürü bacı,
    Sarfeyliyor Aile,kimbilir bugun kaçı,
    Feda olur Aile, süpürge olur saçı.

    Birliğinde Aile,güçlükleri aşıyor,
    Ayrıcalık Aile, mutluluğu yaşıyor,
    Milletimi Aile, yarınlara taşıyor,
    Bunlar için Aile,engel olan taşıyor...


    22.10.2007
    Ahmet Yazıcıoğlu



  6. 30
    gece_perisi
    Bayan Üye
    evet yha hatırlıyorum bende 6.sınıf türkçe kitabımda bayrak şiirinin olduğunu hatırlıyorum paylaşım için sağol...

  7. 31
    alicanavar
    Özel Üye
    25 Mayıs 1983'te Erenköy'deki evinde vefat eden merhum şair Necip Fazıl KISAKÜREK'in anısına bugünkü şiirimizi onun eserlerinden seçmeyi uygun buldum.
    Allah gani gani rahmet etsin.
    *************************************
    Zindandan Mehmed'e Mektup
    Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de, geri adam, boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
    Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.

    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
    Bir âlem ki, gökler boru içinde!
    Akıl, olmazların zoru içinde.
    Üstüste sorular soru içinde:
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
    Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
    Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
    Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
    Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

    Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksızdır aydan.
    Karıştır çayını zaman erisin;
    Köpük köpük, duman duman erisin!

    Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
    Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

    Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
    Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük, daracık;
    Dünyaya kapalı, Allaha açık.

    Dua, dua, eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
    İplik ki, incecik, örer boşluğu.

    Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

    (1961)
    Necip Fazıl Kısakürek


  8. 32
    alicanavar
    Özel Üye
    sultanahmet-camii.jpg

    Sultanahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbul'daki tarihi yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılan cami. Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için Avrupalılarca "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılır.
    İşte tarihte bu gün bu güzel camiinin açılışı nedeniyle şiirimizide bu cami için ayırdık..
    ********************************************
    Camideki şiir
    Gül bahçelerinin kokusu
    Abdestlerin ıtırlı suyu
    Gökleri delen okların
    Vicdanları döven okuntusu

    Gök kubbenin mini kopyası
    Hattat'ların terli helal duası
    Sallanır ışıl ışıl nurlardan bir demet
    Hutbesi alimlerin okuntusu

    Dizlerin dizlere teması aynı yönde
    Çocukların tertemiz çorapları
    Gözlerin odak noktası
    Yüreklerin tekbirle beraber yere uzantası
    Sağın peygamber solun melek
    Derinlere bir yolculuk molası
    Hareketlerin yönü dünyanın yönü
    Kıble ki, Kabe ki, Her yangının sönü
    Şükür ki camii de ki şiirin okuntusu
    Yahya Garip


  9. 33
    ∂єℓi кιz
    Usta Üye
    emeğine sağlık hepsi birbirinden güsel +rep canım benim hakettin bence:)

  10. 34
    alicanavar
    Özel Üye
    nasrettin-hoca.jpg

    Nasreddin hoca bazı rivayetlere göre 1208 senesinde Eskişehir´in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmus, 1284 yılında Akşehir´de vefat etmiştir. Akşehir´de ona atfedilen bir türbe vardır.
    Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye hasreden, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hocan´ın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir.
    Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemk için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
    Hemşerisi olmakla övündüğüm merhum Hoca Nasreddin'in bugün ölüm yıldönümü olması nedeni ile şiirimizi onunfıkralarından şiir diliyle sunuyorum...
    **************************************************
    KIYAMET
    Hoca’nın güzel bir kuzusu varmış.
    Hani ahbaplık bu ya,
    Bütün dostları göz koymuş kuzuya.
    Kesmek için bir fırsat ararlarmış.
    Hoca’ya gelmiş demişler ki bir gün:
    - “Hoca :Yarın öbür gün
    kıyamet kopacakmış.”
    Hoca dalgayı çakmış.
    Ama bozuntuya vermemiş yine;
    Cümlesini bırakmış hallerine.
    Onlar demiş:-”Madem ki gün sayılı,
    Ne diye tadını çıkarmamalı?
    Gel şu kuzuyu keselim, yiyelim;
    bari şu son günü gün eyleyelim.”
    Kesmişler kuzuyu, gitmişler kıra;
    Talihlerine de güzel bir günmüş;
    Hepsi orada soyunmuş dökünmüş;
    Göle gidip suya gireceklermiş.
    Elbiselerini Hoca beklermiş.
    Onlar Yokken Hoca elbiseleri
    Toplayıp bir güzel ateşe atmış;
    Aleviyle de kuzuyu kızartmış.
    Göldekiler dönmüş gerisin geri.
    esvaplarını sormuşlar Hoca’ya.
    Hoca topunu alarak alaya:
    -” Ben demiş, onları ateşe attım;
    Aleviyle de kuzuyu kızarttım.
    Hem esvabın var mı artık lüzumu?
    Yarın sabah kıyamet kopmuyor mu?”
    ORHAN VELİ KANIK


  11. 35
    Hümeyra
    Emekli
    bu şiiri biliyorum ablamın 4.sınıf kitabında vardır

+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci ... 23
bursanın işgalden kurtuluşu ile ilgili şiir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi