Mersin ve tüm ilçeleri

+ Yorum Gönder
Şehir ve İlçeler ve Akdeniz Bölgesi Bölümünden Mersin ve tüm ilçeleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    elifizmir
    Özel Üye
    Reklam

    Mersin ve tüm ilçeleri

    Reklam



    Mersin ve tüm ilçeleri

    Forum Alev
    Mersin / Anamur


    mersin-anamur.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde Mersin İline bağlı bir ilçe olan Anamur, doğusunda Bozyazı, batısında Antalya İline bağlı Gazipaşa, kuzeyinde Karaman İline bağlı Ermenek İlçesi, güneyinde Akdeniz ile çevrilidir. Mersin’in batısında yer alan Anamur, kıyıdaki dar ova şeridi dışında engebeli bir araziye sahiptir. Dar ova şeridinin arkasında Orta Toros Dağlarının Akdeniz’e inen kolları bulunmaktadır. Bu dağların denize bakan kesimlerinde platolar vardır. İlçe sınırları içerisinde 500 ile 1.500 m. yüksekliğinde Alamos, Kızıldağ ve Naldöken dağları yer almaktadır.

    Evciler yöresine kadar dik bir vadi güneyde genişler ve kıyıya yaklaştığında da Anamur Ovasını oluşturur. Alüvyon ovası olan Anamur Ovasının bitiminde Taşeli yaylası bulunmaktadır. İlçe topraklarını Anamur Çayı (Dragon) ve Sultansuyu sulamaktadır. Mersin’e 230 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.241 km2 olup, toplam nüfusu 90.666’dır.

    Anadolu’nun Akdeniz’deki en güney noktası olan Anamur Burnu ilçenin 7 km. batısındadır. Aynı zamanda ilçe, doğa güzellikleri, kumsalları, mağaraları ve ormanları ile önemli bir turizm merkezidir.

    İlçenin iklimi karakteristik Akdeniz iklimi olup, yazları sıcak ve kurak,kışları ılık ve yağışlıdır. Yıllık yağış toplamı 1.032 m3’dür. Taşeli yaylası Anamur Ovasını soğuk ve kuzey rüzgarlarından korur ve aynı zamanda denizden gelen yağmur bulutlarını engeller. Bundan ötürü Anamur Ovası çok yağış alır ve don olayı çok enderdir. İlçe ekonomisine büyük katkıları bulunan ormanlar 853 Km.2’lik bir yüzölçümü sahip olup, ilçe yüzölçümünün % 60’nı oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra sıcak iklim bitkisi olan muz Alanya ve Erdemli’den sonra burada da yetişmektedir.

    İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizme dayalıdır. Yetiştirilen belli başlı tarımsal ürünler; yerfıstığı, çilek, narenciye, armut, ceviz, kiraz, şeftali, zeytin, muz, enginar, sebze ve baklagillerdir. Kurak iç kesimlerde tahıl üretimi yapılmaktadır. Ayrıca bağcılık ve badem üretimi de ilçe ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. İlçenin yüksek kesimlerinde hayvancılık yapılmakta olup, çoğunluğu büyükbaş hayvan besiciliğine yöneliktir.

    Anamur’un Antik çağdaki ismi Anemourion’dur. Bu kentin tarihçesi hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte; Finikeliler, Hititler ve MÖ.VIII.yüzyılda Asurlular , ardından Persler yöreye egemen olmuş, MÖ.333’te Makedonyalıların egemenliğine girmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra MÖ.322’de Seleukoslar buraya hakim olmuştur. MÖ.I.yüzyılın başlarında Romalılar Anamur bölgesine egemen olmuş ve İmparator Kaligula tarafından Kommagene Kralı IV.Antiochos’a (MÖ.38-72) verilmiştir.

    Bu dönemde Anemourion Ege, Önasya ve Kuzey Afrika arasındaki deniz trafiğinde önemli bir rol oynayan liman kenti idi. Kıbrıs’a yakınlığı da Anamur’un önem kazanmasının bir başka nedenidir. Anamur, Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra Bizanslıların payına düşmüş ve şehir yeni baştan yapılanmıştır. VIII.yüzyılda başlayan Arap akınları sırasında Araplarla Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiştir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında Ertokuş Bey 1228’de Anamur’u ele geçirmiştir. Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları buraya hakim olmuş, Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğullarını 1516'da ortadan kaldırmasından sonra da Anamur Osmanlı topraklarına katılmıştır.
    Osmanlı döneminde Adana Vilayetine bağlı İçel Sancağının bir kazası idi. 1859 yılında Osmanlı İdare Teşkilatında Müdürlük, 1869 yılında ise Kaymakamlık olmuştur. Cumhuriyet döneminde de İçel’e bağlı ilçe konumunu sürdürmüştür.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Titipolis kenti kalıntıları, Demiroluk kalıntıları, Azıtepe kalıntıları, Ayvasıl Kalıntıları, Kandacık Nekropolü, Arap Çukuru, Şıhardıcı antik kent kalıntıları, Halkalı kalıntıları, Abanoz yaylasındaki nekropol alanı, Zincirlitepe’deki yapı ve nekropol kalıntıları, Köristan Ören Yeri, Boncuk Kale, Filir Kalesi ve Kudret Kalesi kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca ilçede;

    Anamur (Mamuriye) Kalesi
    Kaledıran Kalesi
    Mamuriye Kale Camisi
    Taş Köprü
    Ala Köprü
    Anamur Müzesi
    Sivil Mimari Örnekleri ve doğal bir oluşum olan
    Çukurpınar Mağarası vardır.




  2. 2
    elifizmir
    Özel Üye

    --->: Mersin

    Reklam



    Mersin / Aydıncık


    mersin-aydincik.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin İli’ne bağlı bir ilçe olan Aydıncık, kuzey ve doğusu Gülnar, batısı Bozyazı, güneyi de Akdeniz ile çevrilidir. Aydıncık, Anamur-Silifke karayolu üzerinde küçük bir koyun batısındaki yarımadada kurulmuştur. Burada Torosların uzantısı olan Senir Dağları Akdeniz’e doğru uzanarak Karabıyık Burnu’nu oluşturur. İlçenin doğusunda Susuz Dağı’nın uzantısı olan Davulcu Tepe’nin uç noktası olan Sancak Burnu arasında bu koy yer almaktadır. İlçenin Torosların yamaçlarındaki Gülnar ilçesine vadi içerisinden bağlantısı bulunmaktadır. Oldukça dik eğimli dağ sıraları üzerinde ve vadilerde çam ormanları görülmektedir. İlçenin yüzölçümü 386 km2 olup, toplam nüfusu 11.501’dir.
    İlçenin ekonomisi tarım ve tarım işçiliğine dayalıdır. Dağlık kesimlerde tahıl üretimi, sulanabilir arazilerde de bağcılık, meyve ve sebzecilik yapılmaktadır. Turfanda sebzelerin %80’i modern seralarda üretilmektedir. Ovalardaki arazi ve seralardan yılda iki kez ürün alınmaktadır.

    Aydıncık’ın Antik Çağdaki ismi Kelenderis olup, Kilikya bölgesinin en iyi limanlarından birisi idi. Bu kentin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesinlik kazanamamıştır. Bununla birlikte kuruluşundan itibaren Kelenderis’e, Hititler, Asurlular, Fenikeliler, Sisamlılar, Seleukoslar, Mısırlılar, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Ermeniler, Karamanoğulları ve Osmanlılar hakim olmuştur.
    Antik yazarlardan Apollodoros, Kelenderis’in bir Hitit tanrısı olan Sandon adına kurulduğunu belirtmiştir. Antik kaynaklar, kentin Samoslular tarafından kurulduğunu kaydetmiştir. Akdeniz’in doğusu ile batısı ve Kıbrıs adasındaki deniz yolu üzerinde önemli bir konumda bulunması ve bölgenin elverişli bir limanına sahip olması, Kelenderis’in önemini artırmıştır.

    1986 yılında Konya Selçuk Üniversitesinden L. Zoroğlu başkanlığında sürdürülen arkeolojik kazılarda, MÖ.VI.yüzyıla ait buluntularla karşılaşılmıştır. Bu yüzyılın sonlarında Batı Anadolu ve yakın adalardan gelen lonialılar, Nagidos ile birlikte Kelenderis’de de ticarete yönelik ilişkileri yönlendirecek ticaret iskeleleri kurmuşlardır.

    Kelenderis ilk parlak dönemini MÖ.V. ve IV.yüzyıllarda yaşamıştır. Atinalıların öncülüğünde Perslere karşı kurulan Attia-Delos Deniz Birliği’nin en doğudaki üyesi Kelenderis’di. Kazılar sırasında bulunan zengin mezarlar, bir yandan kentin batı dünyası ile ilişkilerini belgelerken, aynı zamanda, doğu kültüründen ayrılmadığını da ortaya koymuştur. Helenistik Çağda (MÖ. 300- MS.20) Mısır’da kurulan Ptolemaios Krallığı ile siyasi İttifak içinde olan Kelenderis, MÖ.I.yüzyıldaki korsan baskıları yüzünden çok zor duruma düşmüştür. Romalıların korsanlara karşı hazırladıkları askeri harekata da katılan Kelenderisliler, Romalıların Akdeniz ticaret yolunu güvenlik altına almasından sonra ikinci parlak dönemlerini yaşamışlardı. Bir kale ve ticaret şehri olan Kelenderis, Romalıların egemenliği sırasında limanı’ndan önemli ölçüde yararlanılmış ve Roma’nın ticaret şehri olmuştur. Kent imar edilmiş, şato, saray, su yolları ve hamam yapılmıştır.

    Kelenderis Orta Çağda Bizanslıların egemenliğine girmiştir. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Selçukluların baskısından ötürü Doğu Anadolu’daki Ermenilerin bir bölümü Kilikya’ya geçerek 1080’de burada bir prenslik kurmuşlardır. Bu arada Bizanslılar İstanbul’daki Ermeni Rupenyan prenslerinden birini Kral II. Leon adıyla Kilikya’ya göndermişlerdir (1198). Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğlu Alaaddin Bey’in komutanlarından Ertokuş Bey 1228’de yöreyi ele geçirmiş ve buraya Türkmenleri yerleştirmiştir.

    1461 yılında Silifke ve Mut ile birlikte Kelenderis yöresi de Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Kelenderis; Osmanlılar döneminden XX.yüzyıl başlarına kadar, Anadolu ile Kıbrıs arasındaki deniz ulaşımında önemli bir liman konumunda olmuştur. Kelenderis, İstanbul’un Konya üzerinden Kıbrıs ile bağlantı kurduğu önemli bir Osmanlı limanıydı. XIX.yüzyıl ortalarından itibaren, Mersin limanının ön plana çıkması, gemi bordolarının büyümesi ve su kesimlerinin derinleşmesi nedeniyle, liman, işlevini yitirmeye başlamıştır. XIX.yüzyıl tarihi kaynakları, limanın girişinde ‘Üç Kaya’ olarak tanımlanan adacıkların, özellikle rüzgarlı havalarda gemilerin limana girişi için tehlike oluşturduğunu yazarlar.
    Tarih boyunca Celenderis, Kelenderis, Kelendere, Kelenderi, Kilindra, Kelendiri, Kalendria, Kelendri, Gelendir, Gilindir gibi isimleri ile anılmıştır. Gülnar İlçesi’nin ilçe merkezi olan Gilindere’nin ismi 1965’te Aydıncık olarak değiştirilmiş, 1987 yılında da Mersin’e bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Surlar, Orta Çağ Liman Hamamı, Roma dönemi Tiyatro kalıntısı, Nekropol alanı (MÖ.VI.-IV.yüzyıl), Roma dönemi Dört Ayaklı Anıt Mezarı, Roma dönemi su kanalları ile sarnıçlar, Su Kemerleri, Piri Reis’in haritasında görülen Liman Kalesi, İlçe yakınında harap durumdaki Bodur ve Duruhan Kaleleri bulunmaktadır.








  3. 3
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Bozyazı

    mersin bozyazi.jpg


    Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin İli’ne bağlı bir ilçe olan Bozyazı, doğusunda Aydıncık ve Gülnar, batısında Anamur, kuzeyinde Ermenek ve güneyinde Akdeniz ile çevrilidir. Oerta Torosların eteklerinde, denize sıfır noktada, geniş bir alanda kurulmuştur. İlçe topraklarında Bozyazı ve Aksaz ovaları bulunmaktadır. İlçe topraklarını Bozyazı Çayı ve Sini Çayı sulamaktadır. Mersin’e 220 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 566 km2 olup, 2000 yılı Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 43.835’tir.

    İlçede Akdeniz İklimi hakim olmakla beraber, genellikle iklim, son derece kendine has özellikler gösteren Mikroklima bir iklime sahiptir.

    İlçenin ekonomisi turizm, ormancılık, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçede kuru ve sulu tarımın her türü yapılmaktadır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, çilek, yerfıstığı, narenciye ve turfanda sebzedir. Son yıllarda muz seracılığı gelişme göstermiştir. Muz sarartma ve ambalajlama tesisleri Bozyazı’da son yıllarda çok artmıştır.
    Mersin’in en büyük ve en modern balıkçı barınağı burada bulunmaktadır. Antalya-Kıbrıs yat trafiğinin uğrak yerlerinden biri durumunda olan Bozyazı’da, yat turizminde de önemli gelişmeler kaydedilmektedir. Orman işçiliği yaygın olup, ilçe ekonomisinde önemlidir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan yetiştirilir. Yaylalarda arıcılık yapılmaktadır.
    Antik Çağlarda Nagidos ismi ile bilinen Bozyazı, bölgenin en eski kentlerinden birisidir. Günümüzde bu kente ait kalıntılar Bozyazı’nın kıyıya yakın bir tepesi üzerinde görülmektedir. Bu kentin Sisamlı Nagis tarafından MÖ.V. veya IV.yüzyılda bugün Paşabelen’i denilen tepe üzerinde kurulduğu bilinmektedir. Bu yerleşimin önündeki Nagidos adacığı ise karayolu ile kıyıya bağlanmıştır. Yöredeki araştırmalarda Hititlerin ve Asurluların bu bölgeye ulaştıklarını gösteren buluntularla karşılaşılmışsa da bu konu yeterince açıklık kazanamamıştır.

    Antik kaynaklar Nagidos’un da Kelenderis gibi Samoslular tarafından bir koloni kenti olarak kurulduğunu belirtirler. MÖ.V. -IV.yüzyılda Perslerin egemenliğine giren bu yöre Satraplıkla yönetilmiş ve bunu belirten sikkeler de günümüze kadar ulaşmıştır. Büyük İskender Pers İmparatorluğu’nun Anadolu’daki hakimiyetine son verdikten sonra Nagidos’la birlikte yöreyi de topraklarına katmıştır.İskender’in ölümünden sonra Mısır’daki Ptolemaiosların yönetimine girmiş, Akdeniz korsanları buraya büyük zarar vermişlerdir. Romalılar zamanında buraya bazı yapılar yapılmış ve halk kıyıya çok yakın olan Nagidos Adası üzerinde yerleşmiştir.

    Nagidos Orta Çağda Bizanslıların egemenliğine girmiştir. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Selçukluların baskısından ötürü Doğu Anadolu’daki Ermenilerin bir bölümü Kilikya’ya geçerek 1080’de burada bir prenslik kurmuşlardır. Bu arada Bizanslılar İstanbul’daki Ermeni Rupenyan prenslerinden birini Kral II. Leon adıyla Kilikya’ya göndermişlerdir (1198). Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğlu Alaaddin Bey’in komutanlarından Ertokuş Bey 1228’de yöreyi ele geçirmiş ve buraya Türkmenleri yerleştirmiştir.1461 yılında Silifke ve Mut ile birlikte Bozyazı yöresi de Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı yönetimine katılmıştır.


    Cumhuriyet döneminde Anamur’a bağlı bir bucak olan Bozyazı, 1988 yılında Mersin’e bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçeden günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Nagidos kentinin Nekropolü, Bozyazı Çayı üzerindeki Roma Köprüsü, Roma Sur kalıntıları, Roma dönemine ait Su yolu kalıntıları, Agora, İlçenin 10 km. doğusunda Mersin yolu üzerinde “Fidik” denilen tepe üzerindeki Softa Kalesi, Bizans dönemi hamam ve sarnıç kalıntıları, Bozyazı’ya 14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırlan içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, Geç Roma ve Erken Bizans dönemine ait ören yeri, İlçenin 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerindeki Arsiona antik kentine ait kalıntılar bulunmaktadır. Ayrıca ilçede Türk sivil mimarisi örneklerinden evler bulunmaktadır.








  4. 4
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Çamlıyayla

    mersin-camliyayla.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin İline bağlı bir ilçe olan Çamlıyayla, doğuda ve güneyde Tarsus, batıda Mersin, kuzeyde Konya, Niğde illeri ile çevrilidir. Toros Dağlarının uzantılarından Külpet Dağlarının eteklerinde kurulmuş olan ilçe, Mersin ilinin en büyük ve en eski yaylasından biridir. İlçede 2.000 m. yükseklikten sonra ormanların bittiği alanda irili ufaklı on krater gölü bulunmaktadır. Bunların arasında Çini Göl kamp alanı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Masat, Çatak, Saydiya ve Saybaşı Mevkiileri sürekli karlı olduğundan kayak alanıdır ve aynı zamanda da yaz aylarında yayla olarak yararlanılmaktadır. Mersin’e 87 km. uzaklıktaki ilçenin denize yüksekliği 1.430 m.dir. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre, ilçenin toplam nüfusu 18.964 dür.

    İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık ve kayak turizmine dayalıdır. Tarıma elverişli arazide tarla tarımı, sebzecilik, bahçecilik yapılır. Seracılığın geliştiği ilçede özellikle muz seracılığı son yıllarda önem kazanmıştır. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup bunların başında sığır, koyun, keçi gelmektedir. Ayrıca kümes hayvanları yetiştirilir, arıcılık da yapılmaktadır.

    İlçenin kesin tarihi bilinmemekle beraber, buraya ismini veren Namrun Kalesinden ötürü Bizanslıların ve sonra Haçlıların burada egemenlik kurdukları anlaşılmaktadır. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra yöre bir süre Selçukluların egemenliğinde kalmış, ardından Selçuklulardan kaçan Ermeniler buraya göç etmişlerdir. Tarihi kaynaklarda Namrun Sinyörü olarak tanınan Oşin burada hüküm sürmüştür. Ermeni Krallığı’ndan sonra Karamanoğulları Beyliği yöreye hakim olmuştur. Osmanlıların Karamanoğlu Beyliği’ni ortadan kaldırmasından sonra da Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Mısır Hidiv’inin Osmanlı İmparatorluğu’na isyanı sırasında, bir süre onların egemenliğinde kalmış, ardından 1845’ten sonra başlayan Osmanlı-Memluk savaşları sonrasında, Namrun’u Ali Paşa yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır.



  5. 5
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Erdemli

    mersin-erdemli.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde, mersin İline bağlı bir ilçe olan Erdemli, doğuda Mersin Merkez ilçe, batıda Silifke, kuzeyde Karaman ili ve güneyde Akdeniz ile çevrilidir. İlçe toprakları Akdeniz kıyısı boyunca uzanan dar bir ova şeridinde yer almaktadır. Bu ova şeridinin hemen arkasında dik bir duvar gibi yükselen Orta Torosların önemli kollarından Bolkar Dağları yükselmektedir. Bu dağ şeridi Akdeniz kıyısına paralel ve düzgün sıralar halinde uzanmaktadır. Bolkar Dağlarının en yüksek kesimi, ilçe toprakları içerisinde Yıldız Doruğu’dur (3.134 m.). Sedir ormanları ile kaplı olan bu dağ kütlesi aynı zamanda akarsularla parçalanmıştır. Bu akarsuların en önemlileri de Sorgun Çayı (Alata), Limonlu Çayı (Lamas)’dır. Bu akarsuların taşıdığı alüvyonlar kıyı boyunca 5-8 km. genişliğinde kesintisiz uzanan bir kıyı şeridini oluşturmuştur. Mersin’e 35 km. uzaklıktaki ilçenin, deniz seviyesinden yüksekliği 3 ile 5 m. arasında değişmektedir. Yüzölçümü 2.131 km2 olup, toplam nüfusu 142.355’tir.

    İlçede Akdeniz İklimi hüküm sürmekte olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılıman ve yağışlı geçer.

    İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık, ormancılık, turizm ve küçük sanayie dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, dağlık ve yaylalık alanlarda buğday, arpa, nohut, kaynak sularının etrafında şeftali, elma, kiraz; dalgalı arazide ise antepfıstığı, üzüm, zeytin ve incir üretilir. Bağların ve bahçelerin kenarlarında armut, erik, kayısı, vişne, ayva, badem, dut yetiştirilir. Rüzgar almayan sıcak kesimlerde de muz yetiştirilir. Turunçgillerin çoğunluğunu da limon oluşturur. Ayrıca ilçede sebze de yetiştirilmekte olup, sera sebzeciliği son yıllarda yaygınlaşmıştır. Ormancılık ilçenin önemli geçim kaynaklarındandır. Dağlık kesimlerde hayvancılık ön planda gelmektedir. Daha çok küçükbaş hayvan beslenir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır. Erdemli’nin geleneksel el sanatlarından olan dokumacılık yapılmakta, köylerde sepet örülmektedir. İlçenin 2 km. uzağındaki Erdemli Çamlığı turizm yönünden ilçeye gelir sağlamaktadır.

    İlçede yetiştirilen turunçgillerin ve muzların ambalajlama tesisleri, hızar, dokuma ve konfeksiyon atölyeleri ile un değirmenleri bulunmaktadır.

    Erdemli isminin XV.yüzyılda İç Anadolu’dan geldiği sanılan Erdemoğulları isimli bir Türkmen aşiretinden kaynaklandığı sanılmaktadır.

    Yörenin tarihi ile ilgili yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber yöreye Hititlerin, Perslerin, Makedonyalıların, Seleukosların, Romalıların, Bizanslıların, 1448’de Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından Karamanoğulları topraklarına katılmıştır.
    İlçe sınırları içerisinde Eliaussa Sebaste (Ayaş) ve Korikos (Kız Kalesi) antik kentleri ve Kanyteleis (Kanlıdivane) ören yeri bulunmaktadır. Silifke-Mersin ana yolu üzerinde, bugünkü Ayaş’ın olduğu yerdeki Elaioussa antik kenti, Helenistik dönemde, MÖ.II.-I.yüzyılda kurulmuş, en parlak dönemini de Roma ve Erken Bizans dönemlerinde yaşamıştır. Burası da liman kenti ve zeytinyağı ihraç limanı olarak kullanılmıştır. Elaioussa’nın kuruluş yeri, İlkçağda, kıyıya çok yakın bir ada durumunda idi. M.S.74 yılında Vespasianus’un, son Kommagene Kralı IV.Antiokhos’un kızı İotape ile kocası Alexandros’a bağışladığı, bir adadan oluşan küçük bir krallık olabileceği sanılmaktadır. Sebaste kenti ise, Elaioussa’nın hemen bitişiğinde kurulmuştur. Kurucusu ise Arkhelaos idi. O sıralarda Elaioussa, yönetim örgütü açısından kent sayılmıyordu ve Elaioussa Adası, Sebaste kentine bağlı bir arazi içerisindeydi. Daha sonraları iki kent birleşerek Elaioussa Sebaste olarak tanınmıştır. Geç Orta Çağ sonlarında Korykos kenti gelişmeye başladıktan sonra Elaioussa Sebaste önemini yitirmiştir.


    Yörede Roma ve Bizans döneminde yoğun bir yerleşim olmuştur. Korykos’un nekropol alanında ortaya çıkan eserler Mö.IV.-I.yüzyıllar arasında önemli bir yerleşim olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bu kent Kilikya bölgesinin önemli bir limanı olduğundan sürekli el değiştirmiştir. MÖ.IV.yüzyılda Seleukos Nikator Silifke kentini kurarken burasını da egemenliği altına almıştır. Yöre MÖ.72’de Roma egemenliğine girmiş, bu dönemde tarım alanında büyük gelişme göstermiş ve zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur. Bizans döneminde sürekli Arap istilalarına uğradığından kentin etrafı surlarla çevrilmiştir. XIII. Kilikya Ermeni kralları burasını ticaret limanı olarak kullanmıştır.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra yöre bir süre Selçukluların egemenliğinde kalmış, ardından Selçuklulardan kaçan Ermeniler buraya göç etmişlerdir. Ermeni Krallığı’ndan sonra Karamanoğulları Beyliği yöreye hakim olmuştur. Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğlu Beyliği’ni ortadan kaldırmasından sonra 1461’de Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Mısır Hidiv’inin Osmanlı İmparatorluğu’na isyanı sırasında, bir süre onların egemenliğinde kalmış, ardından 1845’ten sonra başlayan Osmanlı-Memluk savaşları sonrasında, yöreyi Ali Paşa yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır.


    Cumhuriyet döneminde, Silifke’ye bağlı bir köy olan Erdemli, Silifke’nin Yağda bucağı ile Mersin’e Bağlı Elvanlı bucağının birleşmesiyle 1953 yılında ilçe konumuna getirilmiştir.
    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Çatıören Ören Yeri, İmirzeli kent kalıntıları, Kanlıdivane'deki Bizans Bazilikaları, sarnıçları ve

    Lamas Köprüsü
    Kız (Korykos) Kalesi
    Akkale (Tırtar Kale)
    Paşa Türbesi
    Adam Kayalar bulunmaktadır.


  6. 6
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Gülnar


    mersin gulnar.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin İli’ne bağlı bir ilçe olan Gülnar, doğusu Silifke, batısı Anamur, kuzeyi Mut, kuzeybatısı Karaman güneyi Aydıncık ilçeleri ile çevrilidir. Mersin’in güneybatısında, Taşeli Platosunun güneydoğusunda yer alan ilçe topraklarını, kıyıdaki ova kesiminin arkasındaki Akçalı Dağları engebelendirmektedir. Akçalı dağları sedir ormanları ile kaplıdır. Yöre Akdeniz’e doğru akan, ilçe sınırlarının dışında Göksu’ya katılan akarsularla bölünmüştür. Bunların en önemlisi denize dökülmeden önce bir kıyı ovası oluşturan Sipahili Deresi’dir. Bunun yanı sıra Aydıncık, Ovacık ve Babadil Ovaları da ilçenin diğer küçük kıyı ovalarıdır. Mersin’e 150 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 2.079 km2 olup, toplam nüfusu 38.292’dir.

    İlçe ekonomisi turizm, dokumacılık, tarım, hayvancılık, ormancılığa dayalıdır. Tarıma elverişli olan arazide tarla tarımı, bağcılık, meyvecilik ve sebzecilik yapılmaktadır. Dağlık bölgelerde tahıllardan buğday ve nohut ekilir. Bağcılık da önemli bir geçim kaynağıdır. Son yıllarda elma ve şeftali, muz, yerfıstığı, turunçgiller ve üzüm yetiştirilmektedir. Ovada turfanda sebzecilik ve seracılık yapılmaktadır. Yetiştirilen sebzelerin başında, domates, kabak, patlıcan, taze fasulye, dolmalık biner gelmektedir. Köylerde “ıstar” denilen dokuma tezgahlarında, yöreye özgü halı, kilim, çul, çuval, heybe ve bez dokunur. İç kesimlerde ve yaylalarda koyun ve kıl keçisi yetiştirilmekte ve arıcılık yapılmaktadır. İlçenin Mollaömeri, Zeyne ve Pembecik ormanları ormancılık yönünden önem taşımaktadır. Ayrıca ilçede imalât sanayisi, hızar atölyeleri ve un değirmenleri bulunmaktadır. Yaz aylarında turizm canlanmaktadır. İlçe topraklarında demir yatakları vardır. Gülnar’ın tarihi kesinlik kazanamamakla beraber, yörede Hititler, Asurlular, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Orta Asya’nın Balkaş Gölü kıyılarında yaşayan Türkmen boyları buraya göç ederek yerleşmişlerdir. Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları yöreye hakim olmuş, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa Silifke ve Mut ile birlikte Gülnar’ı da Osmanlı topraklarına katmıştır.

    XIX.yüzyıl sonlarında Adana Vilayetinin İçel Sancağına bağlı bir kaza merkezi idi. Eskiden Gilindere’de (Aydıncık) bulunan ilçe merkezi 1923’te Anaypazarı’na (bugünkü Gülnar) taşınmıştır. 3 haziran 1916 tarihinde de ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Kırshu (Meydancık) Kalesi ve Örenpınar Köprüsü bulunmaktadır.


  7. 7
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Mut


    mersin mut.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin iline bağlı bir ilçe olan Mut, doğu ve güneydoğusunda Silifke, güneyinde Gülnar, batı ve kuzeyinde de karaman ili ile çevrilidir. Mersin’in iç kesiminde yer alan Mut ilin Akdeniz’e kıyısı olmayan tek ilçesidir. İlçenin kuzey ve doğu kesimini orta Torosların uzantıları engebelendirmektedir. Bunların başında Avlama dağı (1.898 m.), Büyük Eğre dağı (2.055 m.) ve Pusat dağı (1.667 m.) gelmektedir. Bu dağlık alanın ortasında Göksu Vadisi bulunmaktadır. Yöreyi dağlık alanlardan kaynayan Hadım Göksuyu ve Ermenek Göksuyu sulamakta olup, bu akarsular Suçatı Köyü yakınlarında birleşerek Göksu’yu oluşturur. İlçe topraklarının bir bölümü Taşeli Platosunun kuzeydoğu uzantıları üzerindedir. Yüzölçümü 2.554 km2 olup, toplam nüfusu 73.373’tür.

    İlçede Akdeniz İklimi hüküm sürmekte olup, kışlar yağışlı ve ılıman, yazlar da sıcak geçer.

    İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık, dokumacılık ve küçük sanayie dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, arpa, yerfıstığı, yem bitkileri, nohut, çiğit, üzüm, pamuk, kayısı, zeytin ve limondur. İlçenin dağlık kesimlerinde göçebe Yörükler koyun ve kıl keçisi yetiştirir. İlçede sığır ırkının ıslahı için tohumlama istasyonu kurulmuştur. Karaekşi yöresinde alabalık üretme istasyonu kurulmuştur. Çeşitli süt ürünleri ve tulum peyniri üretilmektedir. Evlerdeki el tezgahlarında dokumacılık yapılır ve halıcılık yaygındır. Küçük sanayii olarak un değirmenleri, yerfıstığı işleme tesisleri, hızar, marangoz, briket ve dokuma atölyeleri vardır. İlçe topraklarında kireç taşı yatakları bulunmaktadır.

    Mut’un Eskiçağ tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Roma döneminde ismi Cladiopolis olup, Roma döneminde önemli bir merkez konumuna gelmiştir. Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olan kent, Akdeniz’i Anadolu’nun iç kesimlerine bağlayan yol üzerinde yer almasından ötürü de tarih boyunca önem taşımıştır. Bizans döneminde burada yaşayanlar ekonomik sıkıntıdan, çevredeki kentlere baskınlar düzenlemiştir. Bu isyanları bastırmak üzere Bizans İmparatoru I.Anastius (491-518) buraya gelerek Mut Kalesi’ne yerleşmiş, isyancıların köylerini yakmış, bir çoğunu öldürmüş, geriye kalanları da Trakya’ya sürmüştür. Bu yüzden Mut 300 yıla yakın bir süre terk edilmiştir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Orta Asya’nın Balkaş Gölü kıyılarında yaşayan Türkmen boylarından bazıları buraya yerleştirilmiştir. Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları yöreye hakim olmuş, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa Silifke ile birlikte Mut’u da Osmanlı topraklarına katmıştır.

    XIX.yüzyılın sonlarında Adana Vilayeti’nin İçel sancağına bağlı bir kaza konumuna getirilen Mut, 1924’te sancakların il yapılması ile İçel’e bağlanmıştır. 1933’te İçel’in Mersin ile birleştirilmesiyle oluşturulan ilin kazası konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında;

    Mut Kalesi
    Mavga Kalesi
    Alahan Manastırı
    Dağpazarı Kilisesi
    I.No.lu Bazilika
    Sur Dışındaki Bazilika
    Hocantı Köprüsü
    Taş Köprü
    Karşıyaka Köprüsü
    Lal Ağa Camisi
    Sivri Türbeler bulunmaktadır.


  8. 8
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Silifke

    mersin silifke.jpg

    Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin İline bağlı bir ilçe olan Silifke’nin doğusunda Erdemli, batısında Gülnar ve Mut ilçeleri, kuzeyinde Karaman ili, güneyinde Akdeniz ile çevrilidir. Toros dağlarının eteğinde, Göksu nehrinin iki yakasında kurulmuş bulunan Silifke; Güneydoğu Anadolu, Doğu ve Batı Akdeniz ile İç ve Batı Anadolu’yu birbirine bağlayan karayolu ağının kavşak noktasında yer almaktadır. İlçenin kuzey kesimini Bolkar Dağlarının batı uzantısı olan Yüğlük Dağı (2.474 m.), güneyini de Akçalı Dağları, orta kesimini Pusatlı Dağı (1.667 m.) engebelendirir. Dağlık alanlar göknar, sedir, kızılçam ve ardıç ormanları ile kaplıdır.

    Mersin’in orta kesiminde yer alan Silifke’nin büyük bir bölümü platolar ile dağlık alanlardan oluşur. İlçenin güney kesimi Taşeli Platosunun üzerindedir. Burada Balandız, Gökbelen ve Kırobası gibi yaylalar bulunmaktadır.

    İlçe topraklarını Lamas (Limonlu) Çayı ve Göksu Nehri sulamaktadır. Göksu Nehri Mersin’in en büyük akarsuyu olup, derin vadiler oluşturduktan sonra Silifke merkezinin tam ortasından geçer, taşıdığı alüvyonlarla Silifke ovasını oluşturduktan sonra Akdeniz’e dökülür. İlçe sınırları içerisindeki başlıca doğal göller, Göksu deltasında yer alan lagün gölleri olan Akkgöl ve Paradeniz’dir. Mersin’e 80 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 2.943 km2 olup, toplam nüfusu ise 156.351’dir.
    Ova ve kıyıdan itibaren kuzeye doğru yer alan dalgalı arazi kuşağındaki makiliklerde defne, zakkum, menengiç, murt, harnup gibi tipik Akdeniz bitkileri vardır. İlçenin kıyı kesiminde tipik Akdeniz iklimi hakimdir. Yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve yağışlıdır.

    İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık ve turizme dayalıdır. Tamamı sulanan ova kesiminde hububat, yer fıstığı, susam, sebze, çilek, narenciye ve çeltik üretilmektedir.Yetiştirilen tarımsal ürünlerden bazıları ise; limon, buğday, arpa, üzüm, zeytin, elma, portakal ve muzdur. Az miktarda da badem, baklagiller ve soya yetiştirilir. Turfanda sebzeler için seralar kurulmuştur. Dağlık kesimlerde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmakta olup, genellikle keçi türü yaygındır. Küçükbaş hayvan besiciliği daha çok canlı hayvan ticaretine yöneliktir. Ovalarda da büyükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. Başlıca hayvansal ürünler; yoğurt, peynir, yağdır. Kümes hayvancığında da tavukçuluk ön sırada gelmektedir.

    Taşucu’nda iskele olarak kullanılan bir de balıkçı barınağı bulunmakta olup, balıkçılık da önemli gelir kaynakları arasındadır. Kırsal kesimlerde el tezgahlarında hayvancılığa dayalı dokumacılık yapılır. Taşucu beldesinde bulunan ve ülkenin sayılı kağıt fabrikalarından biri olan SEKA Akdeniz Müessesesi, Silifke’nin en önemli ve en büyük sanayi kuruluşudur.

    Tarihi ve doğal yönden oldukça zengin olan ilçe turizmden büyük gelir sağlamaktadır. Tarihi yapıları, plajları, Narlıkuyu Mağarası ve Cennet-Cehennem Obrukları ilçenin turizm yönünden önemli değerleridir. Ayrıca Çamdüzü Orman Dinlenme Tesisleri, bazı deniz kaplumbağalarının yumurtladığı Göksu Deltası da turizme katkısı olan doğal alanlardır. İlçe topraklarında barit, demir, dolomit ve kireçtaşı cevher yatakları vardır.


    Eski bir yerleşim yeri olan Silifke yöresinde Seleukeia, Olba, Holmoie ve Korosion antik kentleri bulunmaktadır. Kilikya bölgesinin batı bölümündeki bu yöre Seleukoslar döneminde Anadolu’nun önemli bir kesimi idi. Silifke yakınındaki bir höyükte MÖ.2000 yıllarına ait yerleşim izlerine rastlanmıştır. Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu Selefkos Nikator, bugünkü Taşucu’nun olduğu yerde, İon göçü sırasında ‘Holmi’ adıyla kurulan koloniyi ele geçirip halkını da kıyıdaki Holmi’den 12 km. içeriye bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirmiş ve “Seleukos’un Şehri” anlamına gelen Seleucia kentini kurmuştur. Halkın Seleukeia’ya taşınmasından sonra bugünkü Taşucu’nun bulunduğu kent limanı Seleukeia için işlevini sürdürmüş ve Erken Bizans dönemine kadar Holmoi ismini korumuştur.
    Roma İmparatoru Diokletianus’un İmparatorluk reformları sırasında Seleukeia yeni kurulan eyalet İsauria’nın merkezi (metropolisi) konumuna getirmiştir. Kenti en parlak devrini Roma imparatorluk döneminde yaşamıştır . Geç Antik dönemde ise, Toros kabilelerinin baskısı artmış, İ.S.IV.yüzyılda İsauralı baskıncılar kenti yağmalamışlardır.


    Roma ve Bizans döneminde önemini koruyan bu kent XI. ve XII.yüzyıllarda Ermeniler ile Bizanslılar arasında sürekli el değiştirmiştir. III.Haçlı Seferi sırasında I.Friedrich (Barbarossa) 190 yılında Göksu’yu geçmek isterken burada boğulmuştur.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Orta Asya’nın Balkaş Gölü kıyılarında yaşayan Türkmen boylarından bazıları buraya yerleştirilmiştir. Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları yöreye hakim olmuş, 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa Silifke’yi Osmanlı topraklarına katmıştır.

    XIX.yüzyılda Adana Vilayetine bağlı İçel Sancağına bağlı idi. Cumhuriyetin ilanından sonra 1933’te ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede bulunan tarihi eserler arasında,

    Silifke Kalesi
    Mezgit Kale
    Tokmar Kalesi
    Sinekkale
    Helenistik Kule
    Silifke (Göksu Köprüsü-Taş Köprü) Köprüsü
    Derinçay Köprüsü
    Sarı (Kızıl) Köprü
    Hagia Thekla (Meryemlik) Kilisesi
    Cambazlı Kilise
    Meryem Ana Kilisesi
    Zeus Mabedi Üzerindeki Kilise
    Silifke Müzesi
    Atatürk Evi Müzesi
    Taşucu Amphora Müzesi
    Korkusuz Kral Anıt Mezarı
    Alaeddin Camisi
    Reşadiye Camisi bulunmakta olup, ilçedeki doğal oluşumlar ise Cennet Mağarası (Cennet Çöküğü) ve Cehennem Mağara ve Çukuru'dur.


  9. 9
    elifizmir
    Özel Üye
    Mersin / Tarsus

    mersin tarsus.jpgAkdeniz Bölgesi’nde, mersin İline bağlı bir ilçe olan Tarsus, doğusunda Pozantı ve Karaisalı, batısında Mersin, Ulukışla, Ereğli ilçeleri; kuzeyinde Niğde; kuzeybatısında Çamlıyayla, güneyinde de Akdeniz ile çevrilidir. İlin en büyük ilçesi olup, doğu kesiminde, Akdeniz Bölgesi’nin, Çukurova bölümünün batısında yer almaktadır. İlçe topraklarının kuzey yarısını Orta Torosların uzantısı Bolkar Dağları engebelendirir. Bolkar Dağlarının ilçedeki en yüksek noktası Medetsiz Tepesi’dir (3.524 m.). Bu dağın yüksek kesimlerinde alp tipi çayırlar bulunmaktadır. Akdeniz’e bakan yüksek yamaçları karaçam, ardıç,sedir, göknar ve kızılçam ormanları ile; alçak kesimler ise makilerle örtülüdür. Bolkar Dağlarının düzlük alanlarında Tarsusluların sayfiye olarak yararlandıkları yaylalar bulunmaktadır. Akdeniz’e yaklaştıkça ilçe toprakları alçalır. İlçenin güney yarısını ise Çukurova’nın batı uzantıları oluşturur. Tarsus Ovası olarak isimlendirilen bu alandaki Karabucak bataklıkları kurutulmuş, tarım alanına dönüştürülmüştür.
    İlçe topraklarını Tarsus Çayı ve Seyhan Nehri’nin topladığı akarsular sulamaktadır. Tarsus Çayı üzerinde Berdan Barajı, bu akarsuyun kollarından Kadıncık Deresi üzerine de Kadıncık I. ve Kadıncık II. Hidtroelektrik santralleri kurulmuştur. İlçe topraklarında Dipsiz Göl ve Berdan Baraj Gölü bulunmaktadır. İlçenin Akdeniz kıyısı ise doğal kumsallar halindedir. Mersin’e 25 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 2.699 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, toplam nüfusu 1.651.400’dür.

    Tarsus’un iklimi tipik Akdeniz iklimi olup yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Bölge ye düşen 46 yıllık yağış ortalaması 616.7 mm’dir.


    İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık, sanayii ve turizme dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünleri, buğday, arpa, soya, susam, çiğit, üzüm, pamuk, kiraz, portakal, limondur. Az miktarda yerfıstığı ve baklagiller yetiştirilir. Ayrıca ilçede kurulan seralarda turfanda sebzecilik yapılmaktadır. Tarsus’un bazı köylerinde kurulan sığır ıslah istasyonlarında çok verimli Holstayn tipi sığırlar yetiştirilmektedir. Ayrıca tavukçuluk ve arıcılık yapılmaktadır. Dağlık kesimlerde halkın bir bölümü geçimini ormancılıktan sağlamaktadır.


    Türkiye’deki ilk sanayii tesislerinden biri olan Mavromati ve Şurekası iplik fabrikası 1887’de Tarsus’ta kurulmuştur. Türkiye’nin ilk hidroelektrik santrali de burada kurulmuştur. Osmanlı döneminin son yıllarında Tarsus Çayı kenarında su gücü ile çalışan un değirmenleri yapılmış, 1902’de hizmete girmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra çırçır, prese, iplik, dokuma, konserve fabrikaları açılmıştır. XX.yüzyılın ikinci yarısından sonra Tarsus’ta sanayii ağırlık kazanmıştır. Günümüzde çırçır, pamuk ipliği, dokuma, hazır giyim, un, bitkisel yağ, boya, sabun, tarım aletleri ve makineleri ile yedek parça, tuğla ve seramik fabrikaları kurulmuştur. Tarsus yer altı kaynakları bakımından yoksuldur. İlçedeki tarihi eserlerin yanı sıra dinsel inanışlara yönelik yapıların oluşu, turizm yönünden ilgi çekmektedir. Özellikle Eshab-ı Keyf Mağarasının çevresindeki mesire yeri, Karabucak ve Bahçeyeri Orman İçi Dinlenme yerlerinin turizme büyük katkısı olmaktadır.


    Tarsus’un çok eski bir tarihi vardır. Yöredeki Gözlükule’de yapılan kazılar ilk yerleşimin Neolitik Çağda (MÖ.8000-5500) başladığını ve Orta Tunç Çağına kadar kesintisiz devam ettiğini göstermiştir. Arzava’nın doğusunda ve Kizzivatna’nın batısında yer alan Tarsus yöresine MÖ.XVII.yüzyılda Hititler yerleşmiştir. Daha sonra Asurlular buraya egemen olmuş, MÖ.700’ün sonlarında da Kilikya Krallığı’nın merkezi Tarsus’ta kurulmuştur. MÖ.2000 yıllarına ait Hitit tabletlerinde Tarşa ismiyle geçen Tarsus’a Antik Çağda Tarsos, Roma döneminde Latince bir sözcük olan Tarsus denilmiştir.

    Tarsus’un ilk kez ne zaman kurulduğu konusunda çeşitli iddialar vardır. Bunlardan en yaygın söylentiye göre, Asur hükümdarı Sardanapal tarafından kurulmuştur. Uzun süre Asurluların egemenliği altında kalan yöreye MÖ.VI. ve VII.yüzyıllarda Yunanlı kolonistler yerleşmiştir. Büyük İskender MÖ.332’de bütün Kilikya ile birlikte Tarsus’u da ele geçirmiştir. İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Seleukos Nikator tarafından yönetilmiş, bir süre Mısırlılar buraya hakim olmuş ve MÖ.66’da da Kilikya Romalıların egemenliğine girmiştir. Kilikya Roma vilayeti olunca Tarsus’ta bu vilayetin merkezi konumuna getirilmiştir. Tarsus’da Antonius döneminde antik bilim adamlarının yazdıkları büyük kitaplar toplanarak, 200.000 ciltlik, dünyada eşi bulunmayan bir kütüphane oluşturulmuştur. Tarsus’taki üniversitede, Atina ve İskenderiye üniversitelerinden daha da ünlü idi. Tarsus’ta bulunan yazılı kitabelerde, buranın özgür bir kent olduğu yazılıdır. Tarsus’un özgür kurumlarından, St.Paulos ve birçok filozoflar faydalanmışlardır. Kozmopolit bir kent olan Tarsus, Roma yasalarına göre yönetilmiştir. Roma döneminde Tarsus Çayı kentin içerisinden geçmekte idi. Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı komutan Marcus Antonius bu Çay yolu ile Tarsus’a gelerek buluşmuşlardır.

    Tarsus ayrıca Hıristiyan dini yönünden de önem taşımaktadır. Aziz Paulos’un burada doğduğu söylenmektedir. Ünlü coğrafyacı Strabon M.Ö.I.yüzyılda Tarsus’ ta dil bilginlerinin filozof ve yazarlarının burada yaşadığını belirtmiştir.

    VII.yüzyılda Emeviler, Abbasiler ve Bizanslılar arasında yöre sürekli el değiştirmiştir. 965’te Tarsus’u ele geçiren Bizanslılar burasını Antakya Prensliğine bağlamışlardır. 1082’de Selçuklular’ın, 1097’de Haçlılar’ın eline geçen Tarsus, 1133’te Ermeni Prenslerinden Leon burasını ele geçirmişse de 1137’de Bizans İmparatoru İoannes Komnenos Tarsus’u geri almıştır. Yöre 1172-1173 yıllarında Ermeni Krallığının egemenliğine girmişse de XIII.yüzyılda Memluklar, ardından Dulkadiroğulları yöreye hakim olmuş, Yavuz Sultan Selim 1516’da kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.
    1671 yılında Tarsus’a gelen Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Tarsus hakkında şu bilgileri vermektedir:


    “Tarsus kalesi bir düzlük üzerinde, denizden bir saat uzaklıkta, daire biçiminde olup Halife Memnun yapısıdır. Çevresi 500 adım, iki kat sağlam bir kaledir. Tümüyle hendekle çevrilidir. Kalenin içinde üstü toprak damlı evlerle dolu üç mahalle vardır. Kalenin üç kapısı (batıda iskele, doğuda Adana, kuzeyde Bağ kapıları) vardır. Mevcut 15 cami içinde Eski Cami hicretten 300 yıl önce yapılmış, kiliseden bozma bir yapı idi.

    Geriboz kapısının iki yanında arslan, kaplan ve ejderha suretleri vardır ki, insan görünce korkan Avının üstüne konmuş bir doğan sureti vardır ki sanki canlıdır. Bu garip acayip eserlerin tümü mermer taşından yapılmıştır. Yine bu kapının iki yanında beyaz mermer kitabeler içinde renk renk kufi yazı ile Arapça ve Süryanice yazılmış görmeye değer yazılar vardır ki, insan hayran kalın


    Tarsus’da ayrıca 6 medrese, 7 sıbyan mektebi, 2 hamam, 2 han ve 317 dükkan vardır, ibrahim Halife Camii’ne bitişik 80 dükkan kagir bina kentin bedestenidir. Tüm sokakları kaldırımsızdır. Çünkü, temiz kumlu yollar olduğundan asla çamur olmaz. Tatlı limonu, turuncu, zeytini, inciri, nar, hurma ve servileri, şeker kamışı, pamuğu meşhurdur. Verimli sahradır, âlâ camus yeridir. Bu kale içinden Bulgar Akarsuyu geçip Akdeniz’e karışır. Bu kentin suyu ve havası ağır olduğundan, bahardan sonra kentte bir tek kişi kalmayıp Bulgar yaylasına çıkarlar. Bu kalenin kuzey tarafında küçük bir iç kaleciği vardır. Gayet mamurdur. Her tarafı hendektir. Etrafı 500 adımdır. Yedi kuledir. Dizdarı ve neferleri yaylaya gidemediklerinden renkleri sarıdır. Halkı Türkmen’dir. Arap fellahları da vardın Minareleri Arabistan tarzındadır.”


    Tarsus yöresi 1832-1840 arasında Osmanlı Devletine isyan eden Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından ele geçirilmiştir. Osmanlı imparatorluğunun güçlü koruması altında 1832 yılına kadar herhangi bir işgale uğramayan Tarsus, bu yılda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın, Çukurova’yı işgal etmesi ile 8 yıl kadar Mısır egemenliğinde kaldı. Bu dönemde Tarsus ovası yeni baştan planlı bir tarımsal üretime açılmış, Mısır’dan getirtilen uzun lifli pamuk burada daha geniş alanlarda üretilmeye başlanmıştır. Bataklıklar kurutulmuş, yeni su kanalları açılmış, Mısır’dan deneyimli tarım işçileri getirtilerek verimli ürün elde edilmiştir. 1839’da Kütahya anlaşmasıyla Osmanlılara iade edilmiştir.


    XIX.yüzyıl sonlarında Adana Vilayetinin Mersin sancağına bağlı kaza konumundadır. XIX.yüzyılda Şemsettin Sami, Kâmüsü’l Âlamı’nda Tarsus’u şöyle tanımlamaktadır: “Adana vilayetine bağlı Mersin Livasının bir kazasıdır. Kentin, 31 camisi, 19 medresesi 2 tekkesi, çeşitli dinsel topluluklara bağlı 5 kilisesi, 1 bedesteni, 10 hani, 2 hamamı 24 okulu, 7 değirmeni ve 6 pamuk fabrikası vardır. Tarsus, Namrun ve Gölek nahiyeleriyle 180 köyden oluşur. Tüm nüfusu 41606’ dir. Kentteki 4000 - 5000 Rum ve Ermeni dışında tüm nüfus İslamdır”.

    I.Dünya Savaşı’nın ardından 17 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilmiş, Kurtuluş Savaşı’nın ardından 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşmasıyla bu işgal sona ermiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra da Mersin iline bağlı ilçe konumunu sürdürmüştür.

    İlçede bulunan tarihi eserler arasında,

    Ulu Cami
    Eski Cami
    Makam-ı Şerif Camisi
    Bilali Habeşi Mescidi
    Ayasofya Kilisesi
    St.Paulus Kilisesi
    Rum Ortodoks Kilisesi
    Kırkkaşık Bedesteni
    Bac (Justinianus) Köprüsü
    Tarsus Kalesi
    Tevekkül Sultan Türbesi
    Daniel Peygamber Türbesi
    Mehmet Felah Türbesi
    Kubat Paşa Medresesi
    Eski Hamam
    Yeni Hamam
    Roma Hamamı (Altından Geçme)
    Tarsus Saat Kulesi
    Aziz Paul Kuyusu
    Donuktaş
    Tarsus Müzesi
    St.Paulus Müzesi
    Nusrat Mayın Gemisi Müzesi
    Sivil Mimari Örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca ilçede;
    Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası)
    Astım (Dilek) Mağarası
    Tarsus Şelalesi gibi doğal güzellikler vardır.


  10. 10
    acaray
    Emekli
    elif galiba izmirlisin.mersini ve tarsus u anlatman beni şaşırttı.ben tarsusluyum.çok güzel anlatmışsın olsa olsa bu kadae tebrikler

+ Yorum Gönder
mersin anamur,  anamur askeri kampı,  mersin silifke
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi